Ekonomi,Borsa,İşletme,İktisat,Açıköğretim,Muhasebe,Sigorta
FİNANSAL KİRALAMA YETERİNCE BİLİNMİYOR
FİNANSAL KİRALAMA YETERİNCE BİLİNMİYOR
Erkut ONURSAL
Dış Ticaret Uzmanı
Çankaya Üniversitesi
Öğretim Görevlisi
Leasing kavramı, bir mala sahip olma yolundaki geleneksel düşüncenin, çağımız ekonomik anlayışına uygun olarak değişimi sonucu ortaya çıkmıştır. Asırlar boyunca insanlar varlıklarını devam ettirebilmek için mal edinmek yoluyla güçlü olmak zorunluluğunu hissetmişler, mülkiyetin zenginliğe, zenginliğin güce yol açtığına inanmışlar ve dolayısıyla tüm gayretlerini daha çok mal edinmeye yönlendirmişlerdir.
Çağımızda, daha çok üretim daha fazla kar sloganı ile hareket eden müteşebbisler artık mala sahip olma olgusunun yalnız başına yeterli olmadığına, üretim yoluyla kar elde etmenin daha geçerli olduğuna inanmaktadırlar. Böylece, yıllar önce Aristo’nun “ zenginlik bir şeye sahip olmaktan çok, onu kullanmakta yatar” düşüncesi, günümüzde doğrulanarak, “bir malın mülkiyeti değil, fakat kullanımı verim getirir” ilkesi biçiminde uygulama alanına aktarılmıştır. Mülkiyet ile zenginlik arasındaki münasebetin zayıflaması, belli üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmadan yalnızca bunların kullanım imkanlarına kavuşabilme sayesinde üretim yapılabileceği ve kar temin edilebileceği, sonuçta zenginliğe ulaşılabileceği anlamına gelmektedir.
İşletmeler, piyasadaki rakipleriyle mücadelenin yanısıra varlıklarının devamı için gelişen teknolojiyi de izlemek zorundadırlar. İşletmelerin öz kaynakları ile karlarının bir bölümünün, makine ve techizat yenilenmesi ve yeni yatırımlara yönlendirilmesi, işletmelerin nakdi açıdan zayıflamasına yol açmaktadır. Bu nedenle, yatırım mallarının mülkiyetine sahip olunmadan, bu malların sadece kullanımı ile yetinme, şirketlere cazip gelmekte, şirketler ağır maddi yükler altına girmeksizin yeni teknolojiden yararlanabilme ve üretimlerini arttırabilme olanaklarına kavuşmaktadırlar.
Leasing kavramının özünü; yatırım mallarının kullanım haklarının devri oluşturmaktadır. Leasing, yatırım mallarının ( menkul veya gayrimenkul) ekonomik ömrünün belirli bir süresi veya tamamı boyunca, mülkiyetini kiralayanda, zilyetliğini ise belirli bir kiracıda bırakan, kiralama süresi bitiminde varlığın kiralayana geri verilmesi veya belirli bir bedel karşılığında mülkiyetin kiracıya devredilmesini düzenleyen bir anlaşmadır.
Leasing’de kiralayan, kira konusu malın üreticisi olabileceği gibi (dolaysız leasing), bu konuda uzmanlaşmış bir mali kuruluş da olabilmektedir (dolaylı leasing). Bu kabil mali kuruluşlar, kiralama ve satış amacıyla sürekli mal bulundurmamakta, kiracının istemi üzerine ilgili malı satın alma yoluna gitmektedirler. Genellikle; orta ve uzun vadeli kredilerle sağlanabilen yatırım malları (menkul veya gayrimenkul) yanısıra bazı haklarda (lisans, patent,marka,vb.) leasing işlemlerine (ülkemiz hariç) konu olabilmektedir.
I- Türkiye’de finansal kiralama uygulaması
Modern anlamda 1930’lu yıllarda A.B.D.’de, İkinci Dünya Savaşı sonunda ise Avrupa Ülkelerinde uygulanmasına başlanan leasing, ülkemizde sınırlı bir biçimde ancak 1977 yılında tanınmaya başlanmıştır. Faize karşı olan Arap ülkeleri ile ekonomik ilişkilerin yoğunlaştırılması çabalarının artması sonucu, bu ülkeler ile ilişkilerin leasing kurumu aracılığıyla geliştirilmesinin yerinde olacağı düşüncesinden hareketle ilk kez 1977 yılında ülkemizde büyük bir sanayi kuruluşunun yatırım kredisi talebinin bir Arap bankası tarafından karşılanması yoluna gidilmiştir.
Arap ülkeleri mali kuruluşları ile ilişkiler ancak 1981 yılında hareketlenmiş, ülkemizde “kar ve zarara katılma hesabı akdi” karşılığında gerçek ve tüzel kişilerin yatıracakları fonlar ile “özel finans kurumları” kurulması 1983 yılında (83/7506 sayılı) Kararname ile kararlaştırılmış, bu kurumların topladıkları fonları “yatırım ekipmanları temin edilmesinde, bu ekipmanların firmalara taksitle satılmasında veya kiraya verilmesinde” kullanabilecekleri belirtilmiş, dolayısıyla açık olmamakla beraber, “leasing”e değinilmiştir. 1984 yılında, bu kurumların tesisine yönelik “Özel Finans Kurumları Hakkında (83/7506 sayılı) Kararname eki Karara ilişkin Tebliğ”de; “leasing, mal ve hizmet üretimine yönelik techizatın, mülkiyeti kurumda kalmak koşulu ile sözleşme serbestisi dahilinde işletmelere kiraya verilmesidir” diye tanımlanmıştır.
Leasing kavramına, ülkemiz teşvik tedbirleri uygulamasında da yer verilmesine rağmen ticari yaşamda yeni olan bu finansman türünün yararlı olup olmayacağına ilişkin tereddütlerin yanısıra sistemin işlerliği konusundaki güvensizlik ortamı nedeniyle ülkemizde 1985 yılına kadar leasing’in yaygın bir biçimde uygulamasına geçilememiştir. Yepyeni ve çok avantajlı bir finansman alternatifi oluşturmasına, orta vadeli kredi ve öz kaynakların dengeli bir şekilde kullanımına olanak sağlamasına rağmen leasing kavramı; ülkemiz mali piyasalar sektörüne, ancak 1985 yılında “Finansal Kiralama Kanunu” ile girmiştir. 1980 yılına kadar ülkemizde sanayi yatırımları sadece devlet ve Merkez Bankası kaynakları üzerinden sübvanse edilirken, 1980 yılından itibaren uygulamaya konulan ekonomik politikalar sonucu sübvansiyonların kaldırılmasını müteakip ticari bankaların sübvanse olanaklarının sıfırlandığı bir ortamda, sabit sermaye yatırımlarının finansmanı için leasing’in bir araç olarak devreye sokulması bu kanun ile amaçlanmıştır.
İngilizce kökenli “leasing” kelimesi, ülkemizde kanun koyucu tarafından muhtemelen Fransız mevzuatında bunun karşılığı olarak kullanılan “le credit-bail” esas alınmak suretiyle “finansal kiralama” şeklinde tercüme edilmiştir. Bu terimin, kurumu açıklamaya, özellikle kira sözleşmesinden ayırmaya ne derece yeterli ve başarılı olduğu tartışmaya açık olup, orijinal “leasing”kelimesinin Finansal Kiralama Kanunu’nda aynen kullanılmasının daha yerinde olacağı hukuk çevrelerince ileri sürülmektedir.
Leasing; Türkiye’nin bünyesi ve gelişmesinde önemli bir rol üstlenmiş olup, yatırımcıların finansman temini için yönlendikleri ciddi bir kaynak durumundadır. Son yıllarda, Türkiye’de leasing sektörü, bankacılık sistemine yakın miktarda orta vadeli kredi verir hale gelmiştir. Faaliyetteki leasing şirketlerinin çoğunun ticari bankaların iştiraki olduğu gözönünde tutulursa, leasing şirketleriyle birlikte bankaların orta vadeli kredi verme imkanları artmış bulunmaktadır. Leasing, taksitli bir ödeme şekli için, yatırımcının planlama ve hesap yapmasını kolaylaştırmakta, kiralar; kiracının ödeme gücüne göre, farklı dönemlerde farklı miktarlarda ayarlanabilmekte, sabit olan kiralar faiz oranlarındaki değişikliklerden etkilenmemekte, ayrıca leasing şirketlerinin teminat şartlarının banka teminatlarına kıyasla ağır olmayışı (zira, ödemelerde bir aksama ortaya çıkınca leasing şirketi malı derhal geri alabilmektedir) leasing’i cazip hale getirmektedir.
Ülkemizdeki leasing şirketlerine yönelik taleplerin giderek fazlalaşması ortaya kaynak sorununu çıkarmaktadır. Zira, sektörün yurt içinden kaynak temin ederek kendisini finanse etmesinin yeterli olmayışı sonucu bu sektör; faaliyetlerinin, büyük bir bölümünü yurt dışından sağladığı kaynaklar ile yürütmektedir.
A. Türkiye’de Finansal Kiralama
Ülkemizde finansal kiralama mevzuatını düzenleyen Finansal Kiralama Kanunu’nun temelinde yatan düşünce yatırımcılara finansman olanakları sağlanmasıdır. Kanun, kurumun kaynağı olan A.B.D.’de ve Avrupa Ülkelerinde uygulamada bulunan finansal kiralama sözleşmelerinden yalnız finansman teminine yönelik sözleşmeyi esas almıştır. Bu çeşit sözleşmede taraflardan birisi daima bu alanda uzmanlaşmış bir finansman kurumu olan finansal kiralama şirketidir. Bu şirket, yatırımcıların sabit kredi ihtiyaçlarını, kredi esasına dayalı olarak çalışan diğer finansman kurumlarından farklı olarak kredi vermek suretiyle değil, yatırımcıların gereksinimi olan malları sağlayarak, bu malların kullanımını bir bedel karşılığı yatırımcılara devretmek suretiyle karşılamaktadır. Ancak, bu işleme ilişkin devir Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan kira akdindeki kullanım devrinden farklı bir nitelik göstermektedir. Gerçekten bu ilişkide malın kullanımını devralan, kiracının hukuki durumu ötesinde, aynen bir malikin yetkilerini haiz olmakta, ayrıca kira akdindeki kiracının yüklendiği yükümlülüklerin altına girmektedir. Bu münasebetle, finansal kiralama şirketi sözleşme konusu “malın hukuki mülkiyetini” muhafaza ederken, “malın ekonomik mülkiyeti”malı devralana geçmektedir. Kanun’un gerekçesinde yapılan açıklama; Kanunun konu olarak “leasing” adı altında toplanan tüm türleri değil, yanlızca “finansal leasing”i esas aldığı yönündedir. Nitekim, Kanun’da, finansal kiralama sözleşmesinin esas amacının finans olduğu ve sözleşme yapısının da “finansal leasing”e uygun olarak düzenlendiği açıkça belirtilmiştir.
1- Finansal Kiralama Sözleşmesinin Tanımı Ve Unsurları
Finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka surette temin ettiği bir malın zilyetliğini her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartıyla kira bedeli karşılığında kiracıya bırakılmasını öngören bir sözleşmedir. Bu tanım, bir yandan üçlü taraf sistemini diğer taraftan da finansal leasing’in belli temel özelliklerini içermektedir. Üçlü taraf sisteminde, leasing işlemine; yatırımcı, leasing şirketi ve üretici/ satıcı olmak üzere üç taraf iştirak etmektedir
Bir yatırım malına ihtiyacı olan yatırımcı; malın tedariki amacıyla üretici/satıcı ile temasa geçmekte, malın nitelikleri ve fiyatı üzerinde görüşmeleri ve bir anlaşma zeminini müteakip, bir leasing şirketine başvurur. Leasing şirketi, yatırımcının ödeme imkanları yanısıra söz konusu malın, yeniden satım olanaklarını araştırır ve istihbaratın olumlu sonuç vermesi halinde yatırımcı ile bir leasing sözleşmesi imzalar. Bu sözleşmeden sonra, leasing şirketi, üretici/satıcı ile söz konusu malın teslimine ilişkin bir anlaşma yaparak, malın bedelini üretici/satıcıya öder, üretici/satıcı da malı leasing şirketine değil, leasing şirketi ile bu malın kullanımının devrine yönelik bir leasing sözleşmesi yapmış bulunan yatırımcıya teslim eder.
Leasing sözleşmesi ile bunun konusunu oluşturan malın sağlanmasına yönelik sözleşme (satım/istisna), hukuken birbirinden bağımsızdır. Ancak, aralarında ekonomik bir ilişkinin bulunduğu aşikardır. Zira, finansal leasing işlemi, üçlü taraf sistemine dayanmakta, sistemin işleyebilmesi, leasing ve sağlama sözleşmelerinin yapılmasına bağlıdır. Bu operasyonun işleyişinde olağan uygulama, yatırımcının önce leasing şirketi ile yatırım finansmanı konusundaki anlaşmasıdır. Finansal kiralama (leasing) sözleşmesinin hukuki niteliği; Borçlar Kanunu’nda öngörülmüş sözleşme tiplerine tam anlamıyla uymaması nedeniyle bu sözleşme, söz konusu Kanun açısından isimsiz bir sözleşme mahiyetini taşımaktadır.
2- Finansal kiralama sözleşmesinin konusu
Finansal Kiralama Kanunu, sözleşme konusunun bir yatırım malı olması gerektiğini belirtmeksizin sözleşmeye menkul ve gayrimenkul malların konu olabileceğinden söz etmekte, ancak patent vb. fikri ve sınai hakların sözleşme kapsamı dışında olduğunu ifade etmektedir. Kanun, kiralama sözleşmesine konu olacak malın mutlaka “yeni olması” koşulunu aramadığı için birinci el kadar, ikinci el malların da leasing’inin yapılabilmesi mümkündür. Ancak, “eski, kullanılmış, yenileştirilmiş, kusurlu, standart dışı, yatık, düşük kaliteli malların yurt dışından kiralanmasını” ilgili mercilerin ön iznine bağlamış, teşvik belgelerine bağlanmış finansal kiralama işlemlerini ise ön izinden muaf tutmuştur.
Bir finansal kiralama işlemi kapsamında % 1veya % 8 KDV oranı uygulanabilmesi için, işleme konu olacak malın Finansal Kiralama Kanunu’na göre “finansal kiralamaya” konu olabilecek mallardan olması zorunludur. Finansal kiralamaya konu olamayacak mallar, finansal kiralama yöntemiyle sağlansa bile finansal kiralama işlemlerinde geçerli olan KDV oranının uygulanması söz konusu değildir.
Anılan Kanun’a göre; asli niteliği bozulmadan iadesi mümkün olan bir malın herhangi bir şekilde mütemmim cüzü veya teferruatını teşkil etmeyen ve sarf malzemesi niteliğinde olmayan mallar, finansal kiralamaya konu olabilmektedir. Bu itibarla, örneğin: sözkonusu Kanun kapsamında kiraya verilecek bir gayrimenkulun döşenmesi amacıyla satın alınacak halılar binanın teferruatı niteliğini taşıyacağından, finansal kiralamaya konu olmayan halının tesliminde ise genel oranda KDV uygulaması gerekmektedir. Diğer taraftan, Finansal Kiralama Kanunu çerçevesinde kiralanmakla birlikte, finansal kiralama sözleşmesi dışına çıkılarak satılan, dolayısıyla finansal kiralamaya konu olmaktan çıkan malın satışı halinde malın tabi olduğu oran üzerinden KDV uygulanması zorunludur.
3- Finansal kiralama sözleşmesinin süresi
Finansal Kiralama Kanunu, sözleşme süresinin dört yıl olacağını öngörmekte ise de, bazı durumlarda bu sürenin kısaltılabileceği hususunda Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır. Nitekim, Bakanlar Kurulu aşağıda belirtilen durumların mevcudiyeti halinde sözleşme sürelerinin kısaltılabileceğini kararlaştırmıştır.
· Teknolojik niteliği ve ekonomik yararlanma ve işletme süresi itibariyle kullanımının dört yıldan kısa olduğu Hazine Müsteşarlığı’nca onaylanan mallar,
· Yurt içinde ve yurt dışında yerleşik finansal kiralama şirketleri tarafından yapılan kiralama işlemlerinde, ilk sözleşmenin devamı mahiyetinde, yeniden finansal kiralama sözleşmesine konu olan mallar,
· Yurt içinde ve dışında savaş hali ile savaşa yol açabilecek durumlar veya sabotaj, yangın, ağır kaza ve tabii afetler sebebiyle kiralama konusu malın, bu malı kiralayanın veya kiracısının zarar gördüğü haller.
4- Finansal kiralama sözleşmesinin sona ermesi
Finansal kiralama sözleşmesi, kararlaştırılan sürenin dolmasıyla sona erer. Ancak, tarafların uzlaşması halinde sözleşmenin uzatılabilmesi, mevcut veya yeni şartlarla mümkündür. Diğer taraftan, şirketin veya tüzel kişiliğin sona ermesi, kiracının iflası, ölümü, fiili ehliyetini yitirmesi veya işletmesini tasfiye etmesi hallerinde, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, sözleşme sona ermektedir.
Sözleşmenin sona ermesi durumunda; kiracı, sözleşme ile kendisine tanınan malı satın alma hakkını kullanmadığı (veya kendisine böyle bir hak tanınmadığı taktirde) malı derhal kiralayana geri vermekle, sözleşmenin feshinde ise; kiracı, hem malı geri vermek hem de vadesi gelmemiş kira bedellerini kiralayana ödemekle yükümlüdür.
5- Sözleşme süresi sonunda iz bedelle yapılan teslimler
Finansal kiralama yolu ile kiralanan yatırım malının kiralama sözleşmesinin sona erdiği tarihte sembolik bir bedelle kiracı firmaya devredilmesi ve verginin (KDV) bu bedel üzerinden hesaplanması mümkün değildir. Buna rağmen, finansal kiralama sözleşmelerinde, öngörülen kira döneminin sonunda sözleşme konusu malın kiracıya “iz bedelle” devredileceğine ilişkin hükümlere yer verildiği müşahade olunmaktadır. Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 27 inci maddesi uyarınca “emsal bedel” uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki tartışmalara, Maliye Bakanlığı, Hesap Uzmanları Kurulu “Danışma Komisyonu” ile mezkur Bakanlığın “HUK Danışma Kurulu” nun ayni yöndeki kararlarıyla son verilmiş olup, finansal kiralama süresi sonunda kiracıya bedelsiz veya düşük bedelle devredilen mallar için “emsal bedel” uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.
6- Finansal kiralama sözleşmesinin şekli ve tescili
Finansal kiralama sözleşmesi, düzenleme şeklinde noterlikçe yapılır. Menkul mala ait sözleşme, kiracının ikametgahı noterliğinde özel sicile tescil edilir. Gayrimenkul mala dair sözleşme ise gayrimenkulun bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesine, gemilere dair sözleşmeler ise gemi siciline şerh edilir. Tescil veya şerhden sonra, üçüncü kişilerin finansal kiralama konusu mal üzerindeki ayni hak iktisapları kiralayana karşı ileri sürülemez. Yurt dışında yerleşik kiralayan şirketin Türkiye’de şubesi yoksa sözleşmeler, Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Bakanlıkça, tescil edilirler.
7- Finansal kiralama bedeli
Finansal kiralama bedeli ve ödeme dönemleri taraflarca belirlenmekte olup, bedeller sabit veya değişken olabileceği gibi, Türk Lirası veya konvertibl döviz cinsinden belirlenebilir. Ancak, yurt dışından yapılacak finansal kiralamalarda yıllık kiralama bedeli yirmibeş bin ABD Doları karşılığı Türk Lirası’ndan az olamaz Bu miktarı arttırmaya veya eski değerine indirmeye ise Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
8- Kiralayan şirketin hukuki yapısı
Finansal Kiralama Kanunu’na göre faaliyette bulunacak olan finansal kiralama şirketleri, yanlızca anonim ortaklık şeklinde kurulabilmektedir. Söz konusu şirketlerin kuruluşu ve şube açmaları ile yabancı şirketlerin Türkiye’de şube açması Hazine Müsteşarlığı’nın ön iznine bağlıdır. Yürürlükteki mevzuata göre; bankalar ve sigorta şirketleri ile mevduat kabul eden özel finans kurumları, kiralayan şirket olarak faaliyette bulunamazlar. Ancak, mevduat kabul etmeyen özel finans kurumları ile kalkınma bankaları ve yatırım bankaları anılan Müsteşarlıktan izin alma kaydıyla finansal kiralama yapabilirler. Uluslararası rekabete açılan ticari bankalarımız müşteri taleplerini karşılayabilmek için yeni finansman tekniklerinin ülkemize getirilmesinde önemli roller oynamışlardır. Nitekim, ülkemizde kurulan finansman kiralama şirketlerinin çoğunluğunu banka ortaklı şirketler oluşturmaktadır. Bu husus, ticari bankaların mali sektörde önemli bir paya sahip oluşundan kaynaklanmaktadır.
9 – Finansal kiralama sözleşmesinde kiracının yükümlükleri
Finansal kiralama sözleşmesi hükümleri çerçevesinde, kiracı kiraladığı maldan her türlü faydayı sağlama hakkına sahiptir. Sözleşmede aksine hüküm yoksa, malın bakım ve onarım masrafları yanısıra malın hasar ve ziyanı da ( sigorta ile karşılanmayan kısım ) kiracıya aittir. Kira konusu malın zilyetliğini kiracı bir başkasına devredemez. Ancak, sözleşmede belirtilmesi kaydıyla, kiralayan malın mülkiyetini bir başka kiralayana devredebilir ve devralan, sözleşme hükümlerine uymakla yükümlüdür.
10 – Teşvik tedbirlerinden yararlanılması
Teşvik belgesine bağlanmış yatırımlar içersinde kiralama faaliyetleri çeşitli teşviklerden istifade etmektedir. Söz konusu teşvikler; yatırım indirimi, uygun görülmesi halinde gümrük muafiyeti (veya geçici muafiyet), orta ve uzun vadeli yatırım kredisi (dış kredi kullanabilme), kaynak kullanımını destekleme primi, yerli makine ve teçhizat alımlarında teşvik primi ve kira sözleşmesine ilişkin vergi, resim ve harç istisnasıdır. Finansal kiralamada, malın mülkiyeti kiralayana ait olduğu için söz konusu teşviklerden kural olarak kiralayan yararlanmaktadır. Yatırım indiriminden yararlanılabilmesi için malın yeni olması gerekir. Ancak, ilgili resmi merci tarafından uygun görülmesi halinde, kullanılmış olsalar dahi deniz ve hava araçları (yüzer havuzlar dahil), finansal kiralamaya konu olmaları durumunda yatırım indirimi uygulanması bakımından yeni addolunmaktadırlar. Diğer taraftan, finansal kiralama kapsamına girmekle beraber, personel lojmanları ( inşaat dahil ) ve bunların tefrişinde kullanılan mallar, arsa ve arazi yedek parça temini, esas proje dışında münferit tesisat, makine ve araç alımı için yapılan harcamalar, yatırım indirimi istisnasından yararlanamazlar.
B – Türkiye’de Finansal Kiralama Türleri
Finansal kiralama sisteminin ülkemizde hızla gelişme kaydetmesi, yeterli ve düzenli bir orta vadeli kredi arzının bulunmamasının bir sonucudur. Böyle bir ortamda, işletmeler ihtiyaç duydukları fonları mali sistemden temin edemeyince yeni finansman kaynaklarına yönelerek karşılama yoluna gitmişlerdir. Ancak, ülkemizde finansal kiralama şirketlerinin öz kaynaklarının yetersizliği, orta vadeli fon tedarikinde güçlük çekmeleri, yüksek oranlı enflasyon ve yüksek kredi faizleri nedeniyle, kiralayan ve kiracıların sözleşmelerini dört yıl olarak düzenlemelerine rağmen genelde ödemeler iki – üç yılı aşmamaktadır.
Finansal kiralama aracılığı ile Türkiye’de hemen her türlü yatırım malının, makine, ekipman, vb. kiralanması mümkündür. Örneğin: aşağıda sıralanan ve kiralama potansiyeli görülen mallar dışında da her türlü ihtiyaç için leasing’e başvurulabilmektedir:
· İnşaat makinaları, vinçler, dozerler ile otomobiller, minibüsler, otobüsler ve kamyonlar, uçaklar ve helikopterler, vb.,
· Takım tezgahları, tekstil makinaları, matbaa makinaları ile bunlara ait her türlü dizgi ve, baskı üniteleri, tıbbı cihazlar, santraller ve haberleşme araçları,
· Komple fabrikalar, oteller ve hastahaneler,
· Büro donanımları, fotoğraf laboratuvarları, bilgisayar ve yüksek kapasiteli bilgi işlem üniteleri, enerji tesisleri, üretim bantları ve sanayi kalıpları.
Ülkemizde, yürürlükteki mevzuat hükümleri uyarınca aşağıda belirtilen finansal kiralama sözleşmeleri yapılabilmektedir.
1 – Yurt içi finansal kiralama
Yurt içi kiralama; ihtiyaç duyulan yatırım malının Türkiye’den veya dünyanın herhangi bir ülkesinden finansal kiralama şirketince satın alınarak, ihtiyaç sahibine kiralanması işlemidir. Yurt içi kiralamada esas olan kiracı ve kiralayanın Türkiye’de olmasıdır.
Finansal kiralama şirketinin, finansal kiralama suretiyle kiraya vermek üzere imal veya inşa ettiği mallar için satın aldığı ham ve yarı mamul maddeler ile yardımcı malzemeler tabi oldukları oran üzerinden vergilendirilmektedir. Örneğin: finansal kiralama sözleşmesi kapsamında kiralanmak üzere inşa edilen bir binanın inşası ile ilgili girdilerin finansal kiralama sözleşmesine konu olması mümkün olmadığından, bunların alımında KDV oranın düşük tutulması söz konusu değildir.
Ülkemizde, 1999 yılında yurt içi finansal kiralama işlemleri sektörel bazda sırasıyla; imalat makinaları (% 37), bilgisayar ve büro makinaları (% 32,2) ve kara nakil vasıtaları (% 10,2) üzerinde yoğunlaşmış olup, bu sektörleri gayrimenkuller (% 7,5), tıbbı cihazları (% 6,9), tekstil ve baskı makinaları (% 5) ile deniz ve ulaşım araçları (% 1,1) izlemektedir. Aynı yıl, yurt içi finansal kiralama işlemleri değer olarak (454.536 milyar TL.)’na yükselmiş bulunmaktadır.