Ekonomi,Borsa,İşletme,İktisat,Açıköğretim,Muhasebe,Sigorta
21.Yüzyılın Eşiğinde Küreselleşme ve Küresel İşletmeler
21.Yüzyılın Eşiğinde Küreselleşme ve Küresel İşletmeler
1.Küreselleşme
Küreselleşme , son yıllarda çeşitli platformlarda farklı boyutlarıyla tartışılan bir konu haline gelmiştir. Teknolojik değişim, artan rekabet ve uluslararası faaliyet gösteren işletmeler ekonomik, siyasi, kültürel ve teknolojik anlamda küreselleşmeyi fiili bir gerçeklik olarak günlük hayata yerleştirmişlerdir. Özellikle bilgi işlem ve iletişim teknolojilerinin hızla ilerleyerek tüm dünyayı birey ve kurumların hızla birbirinden haberdar olmalarına imkan verecek şekilde kuşatmaları, içinde bulunduğumuz yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan küreselleşme kavramının günümüzde artık tamamen hakim bir olgu haline gelmesine sebep olmuştur.
Küreselleşme , ülkeler arasındaki iktisadi, sosyal ve siyasal ilişkilerin gelişmesi, farklı toplum ve kültürlerin inanç ve beklentilerinin daha iyi tanınması, uluslararası ilişkilerinin yoğunlaşması gibi birbiriyle bağlantılı konuları içeren bir kavramdır. Küreselleşme çağı olarak adlandırılan yaşadığımız dönemde hemen her alanda çarpıcı değişiklikler görülmekte, karmaşık bir çevre içinde yaşama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Günümüzde daha çok insan birbiriyle eski dönemlere oranla daha fazla bağlantı içindedir. Milyonlarca insan, farkına varmaksızın uzak mesafeler ötesinden hayatlarını değiştirmekte olan küresel ağlara takılmaktadır. [i]
Küreselleşme kavramı; genişleyen uluslararası ticaret, sınırları aşan finansal kaynak aktarımı, artan dış yatırımlar, büyüyen çok uluslu işletmeler ve ortak girişimler anlamına gelmektedir. İktisatçı Richard Lipsey bir ekonominin küreselleşmesini “bir çok bireysel ülke ekonomisindeki finansman ve üretim sektörlerinin artan ölçülerde bütünleşmesi” olarak tanımlanmaktadır. Dünyanın değişik ülkelerindeki fabrikalarından temin edilen parçaların nihai montaj için bir başka ülkede toplanması ve üretim sürecinin değişik aşamalarında finansmanın çeşitli ülkelerin sermaye piyasalarının sağlanması bu tanıma uygun bir örnek teşkil etmektedir. [ii]
Bir çok araştırmacıya göre temel anlamda küreselleşme, kökenleri 1960′larda ortaya çıkan dönüşüm ve hızlı değişimlere dayalı, politik sonuçları beraberinde getiren ekonomik bir süreçtir. Küreselleşme , ulusaşırı şirketlerin uluslararası yatırım stratejilerinde, özellikle üretimin yerel olmaktan çıkarılıp farklı bölgelerde gerçekleştirilmesini içeren radikal bir yeniden konum belirleme çabası gerektirmektedir. 1970′lerdeki iktisadi krizler sonucunda ulusaşırı firmalar ulusal üretim hatalarını artık uluslararası hale getirmek zorunda kalmışlardır. Bu durum, üretimin uluslararasılaşması olarak anılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD önderliğinde oluşturulan yeni ekonomik ve siyasi dünya düzeni, yani Pax Americana, uluslararası ekonomide karşılıklı değişim yaklaşımına dayanmaktaydı. Uluslararası mal, sermaye ve bilgi akışının kolaylaşması ve güvenli bir hale gelmesi ile Pax Americana uluslararası ekonominin karşılıklı değişim yaklaşımından küresel üretime dönüşmesine yardımcı olmuştur. [iii]
Küreselleşme hareketlerinin yaklaşık son 20 yılda ortaya çıktığı ve hız kazandığı görülmektedir. Değişimin ivme kazanması esas olarak ulusal finans piyasaları arasındaki yasal sınırların çözülmesiyle mümkün olmuştur. Değişimin göstergelerinden biri, 1980′ler boyunca OECD ülkelerinin uluslararası banka kredileri kullanım oranın %4′ten %44 düzeyine çıkmış olmasıdır. Diğer bir gösterge, dünya dış döviz piyasalarındaki işlemlerin günlük hacimlerindeki büyük artışlardır. Kuşkusuz bu gelişmeler, bilgisayar destekli iletişim teknolojisinde yaşanan devrim ve finansal kurumların uluslararası ticaret ve iş dünyasının taleplerini karşılamaya yönelik geliştirdiği yeni yöntemler ve hizmetlerden önemli ölçüde etkilenmiştir. Böyle bir değişim karşısında hükümetlerin sermayeyi etkin olarak kontrol etmeleri güçleşeceğinden, değişim trendini arttıracak şekilde bir çok hükümet reformu gerçekleşmiştir. [iv]
Küreselleşen dünyanın anlaşılması bir çok açıdan oldukça karmaşıktır. Küreselleşme , bünyesinde farklı boyularda bir çok konuyu barındıran karmaşık bir sosyal, ekonomik ve politik içeriğe sahiptir. Ekonomistler ve ekolojistler benzer şekilde “küresel yerelleşme (küyerelleşme)” kavramından söz ederler. Bu yaklaşım “küresel düşün, yerel faaliyet göster” sloganıyla ifade edilmektedir. Gerek piyasa koşullarının zorlaması, gerekse sosyal yapı nedeniyle değişik piyasalar, şirketler ve sektörler değişik şekillerde örgütlenmektedir. Öte yandan, esas itibariyle ekonomik bir olgu olarak görülen küreselleşmeye, sosyologlar kültürel bir süreç olarak bakmaktadırlar. [v] Sıkça değinildiği gibi dünya küçülmekte ama bütünleşmemektedir. Ekonomiler birbirine yaklaştıkça uluslar, kentler ve bölgeler birbirinden ayrılmaktadır. R.J.Barnet ve J.Cavanagh’a göre küresel ekonomik bütünleşme süreci politik ve sosyal dağılmayı hızlandırmaktadır. Aile bağları kopmakta, yerleşik otoriteler sarsılmakta, yerel toplum bağları zorlanmaktadır. Uluslar da tıpkı hücreler gibi bölünerek çoğalmaktadır. [vi] Nitekim, Birleşmiş Milletler 1945′te sadece 51 ülkeyle kurulmuştu. 1960 yılında 100, 1984′te 159 ülkenin BM’e kayıtlı olduğu görülmektedir.1993 ortalarında ise, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte üye sayısı 184′e yükselmiştir.
Yönetim uzmanı Peter Drucker , yeni bir gerçeklik olarak “dünya ekonomisi” kavramını incelerken başlıca şu özelliklere yer vermektedir. [vii]
1970′li yılların ortalarına doğru dünya ekonomisi Nixon’un doları dalgalanmaya bırakması ve OECD ile birlikte uluslar arası olmaktan çıkıp küresel hale gelmiştir. Ulusal devletlerin iç ekonomileri artık büyük ölçüde küresel ekonomilerin egemenliğine geçmiştir.
Küresel ekonomiyi biçimlendiren başlıca olgu, mal ve hizmet ticaretinden çok para akışıdır. Bu para akışlarının kendine özgü bir dinamiği vardır. Egemen ulus devletlerin para ve maliye politikaları giderek daha büyük oranda küresel para ve sermaye piyasalarındaki olayları etkin bir yolla biçimlendirmek yerine onlara tepki vermek şeklinde oluşmaktadır.
Küresel ekonomide geleneksel üretim faktörleri olan emek ve doğal kaynaklar giderek daha büyük oranlarlarda ikincil duruma düşmektedir. Küresel bir nitelik kazandığı ve herkesçe elde edilebilir hale geldiği için, artık para da dünya piyasasında tek bir ülkeye rekabet avantajı sağlayacak bir üretim faktörü olmaktan çıkmıştır. Döviz kurları ancak kısa süreler içinde önem taşımaktadır. Yönetim, üretimin belirleyici faktörü olma niteliğini kazanmıştır.
Küresel ekonomide amaç kâr maksimizasyonu değil pazar maksimizasyonudur. Ticaret ise giderek artan oranlarda yatırımı izlemekte ve sonunda yatırımın bir işlevi haline gelmektedir.
Ekonomi kuramına göre, etkili ekonomi politikaları oluşturabilecek tek birim, en azından en ağırlıklı birim ulus devletidir. Aksine, küresel ekonomide bu tür dört birim mevcuttur. Bunların ilki ulusal devlet, ikinci bölgesel bütünleşmeler, üçüncü para, kredi ve yatırım akışlarıyla oluşan reel ve neredeyse özerk bir dünya ekonomisi olarak dünyanın tümünü bir pazar olarak gören küresel teşebbüslerdir.
Ekonomi politikalarının oluşturulmasında giderek serbest ticaret ya da korumacılık değil, bölgeler arasındaki karşılıklı ilişkiler öne çıkmaktadır.
Son zamanlarda küresel ekoloji kavramı önem kazanmıştır. Bu bağlamda çevre için küresel politikaların üretilmesi gerekmektedir.
Küresel dünya ekonomisi fiili bir gerçeklik olduğu halde, kendisi için gerekli olan kurumlardan hala yoksundur. Söz konusu ekonomi için küresel bir hukuk gerekmektedir.
2.Bloklaşma
II.Dünya Savaşından bu yana uluslararası ekonomik sistem gerçek bir küresel ekonomiye doğru evrilmiştir. Küresel ekonomi dünyanın hemen hemen tüm bölgelerini birbirine bağlayan ticaret, yatırım ve gelişme açısından karşılıklı bağımlılık sistemi olarak tanımlanır. Oyunun kuralları şirketler, endüstriler, ülkeler ve bölgeler arasında yapılan anlaşmalar, ikili ve çok taraflı görüşmeler yoluyla oluşturulur ve değiştirilir. Bu yeni anlayışta ulusal ve bölgesel ekonomiler birbirine bağlı kalır ancak hiçbir oyuncu kendi isteklerini dünyanın geri kalan kısmına empoze edemez. Fırsat ve tehditlerin katlanarak artması bir yandan işbirliği ve dayanışmadan, diğer yandan çatışmalardan kaynaklanır. Dolayısıyla küresel karşılıklı bağımlılık giderek artan koşullara özgü ittifaklara yol açar. Bugün dünya genelinde sayıları yüzü aşan ekonomik blok faaliyet halindedir. [viii]
Özellikle 80′li yıllarda iki kutuplu sistemin sarsılmaya başlaması, ABD ile Avrupa arasındaki çıkar çatışmaları ve Pasifik’te yeni bir ekonomi politik alanın ortaya çıkışı İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası ekonomik ve politik sistemi dağılma süreciyle karşı karşıya bırakılmıştır. Uluslararası siyasi ve ekonomik sistemdeki bu belirsizlik yeni bloklaşma arayışlarını beraberinde getirmiş, iki kutuplu yapının dağılması sonrasında ise bölgesel bloklaşma ve bütünleşme temayülü hızlanmıştır. İç içe gelişen ve zaman zaman çelişkileri içinde barındıran bölgesel entegrasyon faaliyetlerinde farklı dürtülerle hareket eden üç ülke grubunun etkili olduğu söylenebilir: [ix]
1.Yeni uluslararası ekonomik ve politik konjonktür içinde elinde alternatif kozlar bulundurmak isteyen büyük güçler
2.İki kutuplu statik yapının dağılmasından sonra uluslararası ilişkiler içindeki konumunu yeniden tanımlamak zorunda kalan bölgesel güçler.
3.İç siyasi kültür içinde yaşadığı kimlik krizini ya da uluslararası ilişkilerdeki yalnızlığını dünya sistemine entegrasyon ile aşmaya çalışan ülkeler.
Bu durumda ABD; bir yandan BM ve NATO’yu koruyarak Atlantik eksenli yapılanmayı korumaya çalışırken, öte yandan Bretton Woods ve GATT sistemine ilk darbeyi vuran Avrupa entegrasyonuna karşı önce Kanada ve Meksika ile NAFTA ‘yı kurmuş, ardından Kuzey ve Güney arasındaki işbirliğine yönelik faaliyetlerini arttırmış ve bir taraftan da Pasifik ekseni kontrol altında tutmak ve alternatif bir çekim alanı oluşturmak için APEC ‘e formellik kazandırmaya çalışmıştır.
Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından dünyada askeri açıdan tek süper güç olarak ABD’nin kalmasına rağmen, ekonomik olarak üç süpergücün varlığından söz etmek mümkündür. Altın Üçgen ya da kısaca Üçlü (Triad) olarak isimlendirilen bu güçler ABD, AB ve Japonya’dır. Söz konusu üç güç, dünya üzerindeki doğrudan dış yatırımlar ve uluslararası ticaretin büyük bölümüne hakimdirler. Bu üçlünün ilişkileri yakın coğrafyalarını da önemli ölçüde etkilemektedir. Nitekim, ABD; Kanada, Orta ve Güney Amerika ülkeleri, AB; Doğu Blok Ülkeleri ve Japonya da Pasifik bölgesindeki ülkelerle yakın ilişki içindedir.
Doğudan dış yatırımlar; ticaret, mali kaynak akışı ve teknoloji transferi ile yakın ilişkisi nedeniyle iktisadi gelişme açısından önemli bir hale gelmiştir. Ancak, tüm gelişmekte olan ülkelerin üçlü gücün yatırımlarını çekmekte başarılı olduğu söylenemez. Bu yatırım fonlarının büyük bölümü çok uluslu işletmeler tarafından, en yakın komşu ülkeden başlayarak bölgesel iletişim ağları kurma amacıyla kullanılmaktadır. Nitekim, Meksika’daki toplam doğrudan dış yatırımların yüzde 61′i ABD kökenli işletmelerden gelirken, Güney Kore ‘nin doğrudan dış yatırımlarının yüzde 52′si Japon firmalarınca sağlanmaktadır. 1990′ların başında gelişmekte olan ülkelere yapılan tüm yatırımların yarısından fazlası Brezilya, Çin, Hong Kong, Meksika ve Singapur’a yapılmaktaydı. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, söz konusu ülkelerin üçlü güçle olan yakın ilişkileridir. [x]
Günümüzde Dünya ekonomisindeki yapısal değişimin önemli sebeplerinden biri olarak güç dengesinin Atlantikten Pasifiğe kayması gösterilmektedir. Günümüzde Pasifik kuşağı sanayi devrimi sırasında Atlantik ülkelerinde gerçekleştirilen büyüme hızının beş katı büyüklüğünde bir oranla tarihin en hızlı ekonomik büyüme dönemini yaşamaktadır. Gerçekten de, ABD’li devlet adamı J.Hay’ın yüzyılın başında söylediği “Akdeniz geçmişin Atlantik günümüzün, Pasifik ise geleceğin okyanusudur.” Sözünün haklılığı anlaşılmaktadır. [xi]
Pasifik’teki önemli oluşumlarda Çin’in önümüzdeki dönemlerde etkisinin artacağı görülmektedir. Nitekim, John Naisbitt ‘e göre Japonya’nın ekonomik egemenliği doruk noktasına ulaştıktan sonra hem Asya hem de tüm dünyada inişe geçmiştir. Japonya’nın ulus devlet olarak gücü yerini Çinlilerin dinamik işbirliği ağına bıkmaktadır. Çin bütün Pasifik bölgesinin merkezi durumuna geldikçe, Asya’daki kararları Çin ve Çin kökenlilerle ilgili meseleler yönlendirilmektedir. Ancak bölgeye egemen olacak güç Çin’in kendisi değil Çin kökenlilerin oluşturduğu ağdır. [xii]
3.Küreselleşme Üzerine Görüşler
Küreselleşme olgusuyla birlikte bazı endişeler çeşitli gruplar tarafından dile getirilmiş, buna karşın bazı kesimler ise küreselleşme ile bilgi toplumunu ilişkilendirerek, sınırların ortadan kalkması ve küresel köy söylemleriyle küreselleşmenin yanında yer almışlardır. Küreselleşme kendini 20. Yüzyılın sonunda dünya çapında yaşanan, toplumlar ve devletler için homojenize edici sonuçları olan bir fenomen olarak sunmaktadır. IBM reklamlarında görülen Orta Afrika’da gülüp şarkı söyleyen çocuklar, Vatikan’dan online bilgisayar ağlarına bağlanan din adamları, Çin’de değişik bilgisayar sistemleri ile ilgili tefekküre dalmış tiyatro oyuncuları aslında benzer şeyleri paylaşan insanları simgelemeye çalışmaktadır. Halbuki, yerel gıda depolarında oluşan aşırı talep, Bosna’daki etnik katliam, Ruanda ve Burundi’deki soykırımlar, dünyanın çeşitli bölgelerindeki protestolar, ayrılıkçı hareketler ve çekişmeler IBM’in parlak küresel dünyasının aslında yaşanmadığını veya gerek küresel gerekse yerel anlamda onunla aynı olmadığını göstermektedir. [xiii]
Demokrasinin tüm dünyada hızla yayılmasıyla beraber insanlar kendi kendilerini yönetme fırsatlarını aramaya başlamışlardır. Çin’de bugün 56 ayrı millet bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda Çin’in birbirine ekonomik çıkarlarla bağlı düzinelerce ülke veya bölgeden oluşan bir konfederasyon haline geleceği düşünülmektedir. Ichiro Ozawa 1993 yılının en çok satan kitaplarından olan “Japonya’yı Yeniden Kurma Planları” adlı eserinde güç ve yetkiyi merkezden uzaklaştırmak için Japonya’nın 300 özerk bölgeye ayrılması gerektiğini savunmaktadır. Buna göre, yapay olarak bir araya getirilmiş ülkelerin milli veya kabilesel varlıklara bölünmesi mükerrerliği ve savurganlığı önlemesi, bürokrasiyi azaltması motivasyon ve güvenirliği teşvik etmesi ve en alt seviyede kendi kendini yönetmeyle, yani yetkilenmeyle sonuçlandığı için, aynı dev şirketlerin bölünmeleri gibi faydalı olacaktır. John Naisbitt ‘e göre, ulus devletin sonu gelmiştir. Bunun sebebi süper devletlerin ulus devletleri yutması değil, ulus devletlerin daha küçük ve etkin parçalar halinde yeniden yapılanmasıdır. [xiv]
Aynı görüşlerin doğruluğunu kabul etmekte beraber ulus devletin yok olmayacağını aksine, her etnik grup ve mezhebin kendi bayrağını istemesinin ulus devlet olgusunu sürdüreceği, ancak ulus devletlerin küresel düzenin gerçekleriyle karşılaştıktan sonra yeni tanımlamalara gitmek zorunda kalacakları da ileri sürülmektedir. Küreselleşme süreci hızlandıkça her biçimiyle yöreselliğin etkilerinin arttığı görülmektedir. Dünyanın her tarafındaki insanların büyük kısmı için bir yere bağlı olmak her zamanki kadar önem taşımaktadır. Kimlikleri bir yere bağlı olan ve başka bir yerde yaşamayı düşünemeyen bu insanlar yaşamak için belli bir toprağa ve kendilerini daha iyi hissetmek için kendi kültür ve dillerine dayanma ihtiyacı hissetmektedirler. [xv]
Soğuk savaşın sonu uluslar arasında kökleri ekonomik ve etnik sorunlara dayanan çok ciddi problemlere yol açmıştır. Bu noktada kültürel olarak çoğunlukla da konuşulan diler açısından, ülkenin farklı bölgelerinde yoğunlaşmış grupların yaşadığı çokuluslu devletlerle (örneğin Kanada, Hindistan, Yugoslavya, Ruanda, Nijerya, Etiyopya ve Eritre) çoğulcu devletler arasında bir ayrım yapmak gerekir. Süregelen gerilimler politik süreçlerin ve rakiplerin oluşumunda etkilidir. Söz konusu gerilim çözüm bulunamadığı zaman açık “etnik” çatışmalar şeklinde patlar. Dünyada 1989-1992 yılları arasında meydana gelen 82 çatışmanın 79 tanesi sivil savaşların karşılığı sayılan içsel çatışmalardı. Somali, Irak, Afganistan ve Kamboçya gibi ülkelerde yaşanan karışıklıklar daha da büyüyecek gibidir. Çözülmenin en açık görüldüğü ülkeler ise Sri Lanka ve eski Yugoslavyadır. Yugoslavya 1991-1992 yılları arasında bölündüğünde federasyona bağlı birkaç cumhuriyet bağımsızlık ilan etti. Bunlardan Hırvatistan ve Bosna hatırı sayılır bir Sırp azınlık nüfusu barındırıyordu. Sırbistan, Sırp topluluklarını içeren veya coğrafya açısından kendi kökenleriyle ilişkili bulduğu Hırvatistan ve Bosna’daki bölgelerin kontrolünü yerel Sırp militanların yardımıyla ele geçirdi. Bu bölgelerdeki Sırp olmayan nüfus ya sürüldü ya da katledildi, başka bir ifade ile “etnik temizlik” yapıldı. [xvi]
Ekonomik ve mali açıdan bakıldığında, küresel para piyasası; döviz işlemleri, küresel bonolar, kredi kartları gibi gittikçe artan miktarda spekülatif araçlardan oluşmaktadır. Günü 24 saatinde trilyonlarca dolar dünyanın belli başlı döviz piyasalarında saniyenin binde biri oranında hızlarda veri bitleri şeklinde dönmektedir. Bu baş döndürücü tutarın sadece yüzde 10 kadarı mal ya da hizmet ticareti ile ilgilidir. Uluslararası para trafiği kendi başına bir amaç, son derece kazançlı bir oyun haline gelmiştir. Günün birinde teknolojinin eğlence sektörü dışındaki kumarın hizmetinde kullanacağı yolunda düşler olan John Maynard Keynes, kendi ifadesiyle bu kumarhane ekonomisin yükselişini öngörmüştür. Bankacılık etkinlikleri gittikçe daha fazla küresel ve daha spekülatif hale gelirken, milyonlarca insanın ve milyonlarca küçük işletmenin kredi gereksinimleri karşılanamamaktadır. [xvii]
Ancak, yine de dünya bir çok bakımdan hızla küresel bir topluma dönüşmektedir. Günümüzün iletişim ve taşımacılık teknolojisi gerçekten küresel bir toplum yaratma gücüne sahiptir. Bu gelişmeler yerel farklılıkların süreceği, ancak bunun yapılan küresel bir kültür içinde yer alacağı “tek bir dünya” fikrini vurgulamaktadır. İngiliz dili, Anglo Amerikan pop kültürü ve akılcılığın aydınlanmacı görüşünü taşıyan bu küresel kültür herkesin hoşuna gitmeyebilir, bunun istenirliği tartışma götürür ama, varlığı kesinlikle inkar edilemez. [xviii] Şu örnek 90′larda küreselleşmenin geldiği ekonomik boyutu çarpıcı olarak ortaya koymaktadır: [xix]
“Bir Amerikalı General Motors ‘dan Pontiac Le Mans satın aldığı, farkında olmaksızın uluslar arası bir işlemler bütününe girmiş olur. Araba için GM ‘ye ödenen 20.000 doların 6000 doları rutin işçilik ve montaj giderleri karşılığı olarak Güney Kore ‘ye 3500 doları gelişmiş parçaların temin edildiği Japonya’ya, 1500 doları tasarım mühendisliği için Almanya’ya, 800 doları küçük parçalar için Tayvan, Singapur ve Japonya’ya 500 doları reklam için İngiltere’ye, 100 doları bilgi işlem için İrlanda ve Barbados’a giderken kalan 8000 dolar da Detroit’teki stratejistler, New York’taki banker ve avukatlar, Washington’daki lobi faaliyeti yürütenler, ülke genelindeki sigortacı ve bakımcılar ve çoğu ülke içinde yaşayan ancak artan sayılarda dış ülkelere mensup hisse senedi sahipleri tarafından paylaşılır.”
Küreselleşme üzerindeki tartışmaların süreceği açıktır. John Naisbitt , küreselleşme aleyhindeki yaklaşımlar ve kendi fikirleri ile ilgili olarak şunları belirtmektedir: [xx]
“Küreselleşme , özellikle Batıda politik sol kesim tarafından işçi ve yoksullara karşı ABD’nin başını çektiği kötü niyetli bir komplo olarak gösterilmektedir. New York ve Washington’da geçen yıllarda küreselleşme karşıtı konferanslar gerçekleştirildi. Hollanda’da genç bir televizyon yapımcısı McDonalds, Time Warner , Disney ve diğerlerinin küreselleşmeyi dünyaya hükmetmek ve kitleleri kontrol etmek için yarattıklarını söylemişlerdi. Gerçek şu ki, bugünün küreselleşmesinde hemen herkes kazanmak için yarışıyor. Bu gelişmekte olan ülkelerin karşısına çıkan en iyi fırsat. Yüz milyonlarca insan yoksulluktan kurtuldu, yaşam düzeyleri tüm dünyada yükseliyor. Üçüncü Dünya ülkelerindeki yoksulluğa karşı isyan edenler, şimdi sonunda bu ülkeleri zenginleştiren, refaha götüren sürece de karşı çıkmaktadırlar. Küreselleşme ideolojik bir inanç değildir. Sanayi Devrimi gibi kendine özgü bir olgudur ve bence onun kadar kaçınılmaz ve yararlıdır.”
Küreselleşme , kendisiyle olumlu ve olumsuz tartışmalara karşın fiili bir gerçeklik olarak hem devletleri ve hem de işletmeleri etkilemeye devam etmektedir.
4.Global Arenanın Aktörleri: Küresel Şirketler
Geçtiğimiz yirmi otuz yılda dünya ekonomisinde önemli boyutlara ulaşan bir yayılma söz konusu olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında büyük güçler arasındaki ilişkilerde oldukça uzun bir istikrar dönemi yaşanmış, bu istikrarlı dönemle beraber, savaşın neden olduğu tahribat nedeniyle ekonomilerin yeniden inşa edilmesi zarureti dünya sanayi üretiminde görülmemiş bir büyüme hızına yol açmıştır. 1953-1975 yılları arasında üretim yıllık olarak %6 artarken, bu büyüme 1973-1980 arasında yıllık %2.4 düzeyinde seyretmiştir. Sanayi kesiminin bu büyümesinin yanında reklamcılık, bankacılık, sigorta ve konaklama gibi çeşitli hizmet sektörlerinde daha yüksek düzeylerde büyüme oranları yaşanmıştır. Yani, 1945′ten günümüze kadar gerçekleşen büyüme dünya tarihinde 1945 yılına kadar olan büyümenin tümünden daha fazladır. Nitekim sadece 1950-1980 yılları arasında dünyada reel GSMH artışı 2 trilyon dolardan 8 trilyon dolara çıkarak yaklaşık 4 misli artmıştır. [xxi]
Bu dönemde, yani 20. Yüzyılın ikinci yarısında işletmelerin faaliyetleri çok yoğun bir şekilde ulusal sınırların ötesine geçmeye başlamış, günümüzde ise artık mal ve hizmet üretiminde belli sınırlar içinde faaliyet göstermeyen küresel işletmeler yaygınlaşmıştır.
Bir işletmenin uluslararası arenada kendine yer bulabileceği ana hatlarıyla dört kategori bulunmaktadır. Bunlar, yerel, uluslararası, çok uluslu ve küresel evrelerdir. Yerel bir işletme sadece kendi ülkesi sınırları içinde faaliyet gösterirken, uluslararası işletme merkezi bir tek ülkede olmak kaydıyla farklı ülkelerle ticari ilişkilerde bulunan işletmeyi ifade eder. Çokuluslu işletme ler birden fazla ülkede ticaret ve üretim faaliyetinde bulunan işletmeler; küresel işletmeler ise tüm dünyayı bir iş sahası olarak gören işletmeler olarak tanımlanabilmektedir. [xxii]
Her ne kadar dünya genelindeki işletmelerin büyük kısmı ve ülkelerin tamamı bir şekilde uluslararası ticaretle uğraşsa da bu ticaretin önemli bölümüne hakim olan az sayıda ülke ve az sayıda çokuluslu işletme bulunmaktadır. Bu çokuluslu işletmelerin büyük kısmı küresel ekonomi içerisinde ülkelerin yerel ismi gibi algılanır hale gelmiştir. Yine, çokuluslu işletmelerin bazılarının tek başlarına bir çok ülkenin GSMH’sından daha fazla gelir elde ettikleri de bilinmektedir. [xxiii] Dünya çapındaki bu ekonomik etkinlik sistemleri daha şimdiden hiçbir dünya imparatorluğu ya da ulus devletin başaramadığı ölçüde bir küresel bütünleşme gerçekleştirmiştir. Her birinin arasındaki itici güç büyük ölçüde merkezleri ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İsviçre, Hollanda ve İngiltere olan dev şirketlerdir. En tepedeki 300 işletmenin toplam varlıkları yaklaşık tüm dünya üretiminin dörtte birini oluşturmaktadır. [xxiv]
Halen yaygın olarak kullanılmasına rağmen, 1990′larda çokuluslu işletme kavramı yerine, bazı yazarlarca çokuluslu işletmenin bir ileri aşaması olarak, ulusaşırı ya da küresel işletme kavramı kullanılmaya başlamıştır. Buna göre çokuluslu işletme ile küresel işletme birbirinin aynısı değildir. Dünya ekonomisindeki küreselleşme ile beraber çok uluslu işletmeler küresel bir özellik kazanmaya başlamıştır. Çokuluslu işletme lerin sermayesinin birden fazla ülkenin girişimcisine ait olabilmesi, aynı anda birden fazla ulusal/bölgesel pazara hitap edebilmesi ve yatırımlarının dünyanın çeşitli bölgelerine yayılması gibi özellikleri sebebi ile dünya ekonomisinde önemli bir değişim aracı olarak görev yaptıkları bilinmektedir. Küresel işletmeler ise, çokuluslu işletmelere ek bazı özelliklere sahiptirler. Bunların en önemlisi küresel işletmelerin sermayenin ulusal kimliğinin önemini kaybetmesi, buna karşın bu işletmelerin dünya ölçeğinde kendilerine özgü kurum kültürlerini öne çıkarmaktadırlar. [xxv] Yine, küresel işletme kavramı ile, tüm dünyayı bir iş sahası olarak gören örgütler kastedilmektedir. Günümüzde çokuluslu işletmelerin büyük kısmı, örgütlenmelerini küresel piyasalardaki fırsatlardan yararlanabilmek için dönüştürmekte, herhangi bir ülke ile merkezi ilişkilerini kesmektedirler.
Mesela, Nestle çokuluslu bir işletmenin küresel hale dönüşmesine örnek olarak verilebilir. Nestle’nin merkezi İsviçre’de Veney’dir ancak, şirketin faaliyeti her gün tüm dünyada devam eder. Yüzlerce çeşit ürüne sahip olan Nestle’nin 71 ülkede 494 fabrikası ve 210.000 çalışanı bulunmaktadır. Satışların ve kârların %40′ı Avrupa’dan, %35′i Güney ve Kuzey Amerika’dan ve %20 ‘si diğer bölgelerden sağlanmaktadır. [xxvi]
5.Küresel İşletmelerin Özellikleri
Dört kıtadan 10 küresel yöneticinin ortak tanımlamalarına göre küresel işletmeler şu üç genel özelliğe sahip olmalıdırlar.
1.Küresel işletme olabilmek için dünya genelini dikkate alan bir imalat, lojistik, pazarlama, ürün ve AR-GE planı içeren küresel bir strateji mevcut olmalıdır. Küresel işletmeler tüm bu faaliyetlerini bütüncül bir yaklaşımla sınır tanımaksızın sürdürürler.
2.Küresel bir işletme, yerel müşterilerin ihtiyaçlarını mükemmel bir şekilde karşılayabilecek oldukça duyarlı bir dağıtım sistemine sahip olmalıdır. Küresel işletmelerin temel bir değer, ilke ve iş sistemi kümesine sahip olmaları ve bunları faaliyet gösterdikleri bölgelere aynen taşımaları gerekmektedir.
3.Küresel işletmeler kendi küresel planlarıyla yerel duyarlılıklar arasında denge kurmalıdırlar. Yerel ihtiyaçların karşılanabilmesi için örgütsel güç azami dikkatle kullanılırken, bütünleşik küresel sistemin esas hedefleri gözleri kaçırılmamalıdır. Söz konusu dengenin sağlanması küresel bir işletmenin en önemli problemidir. Bu nedenle küresel işletmelerin kolaylıkla anlaşabilir bir felsefenin bulunması ve tüm çalışanları bu ilkelerin uygulamaya geçirebileceğine inanmaları gerekmektedir. [xxvii]
Küresel işletmeler arasında en başarılı olanlardan biri ABB ‘dir. ABB, 1987 yılında İsviçre’in ASEA ve İsviçre’nin Elektrik Mühendisliği firması Brown Baveri şirketlerinin Zürih’te birleşmesi sonucu doğmuştu. Bu birleşmenin arkasında, 21. Yüzyılın rekabet gereksinimlerine cevap verebilecek yeni bir örgüt modeli oluşturma vizyonu yer almaktaydı. Şirketin yöneticilerinin hedefi temelde oldukça basit niteliklere sahip olan küresel bir örgüt yaratabilmekti. Aslında birbirine zıt gibi görünen bir yaklaşımla, şirket hem küresel hem de yerel olarak faaliyet gösterebilecek bir yapıya sahip olmalıydı. Yani hem ölçek ekonomilerinden yararlanmalı, hem de küçüklüğün avantajlarını kullanabilmeliydi. Nitekim, 4 sene sonra ABB 29 Milyar Dolar satış, 214.000 çalışan ve tüm dünyaya yayılmış üretim faaliyetlerine sahip olmuştu. [xxviii]
Küresel işletmelerin tüm faaliyetlerinin dünya çapında olması gerekmektedir. Uluslararası alanda faaliyet gösteren bir işletmenin faaliyetlerinde izleyeceği stratejiler hem küresel hem de yerel olabilir. [xxix] Bu noktada, ABB yönetim kurulu başkanı Percy Barnevik işletmenin küresel ve bölgesel faaliyetlerinin ilişkilerini şu şekilde ifade etmektedir: [xxx]
“ABB ‘nin coğrafi anlamda bir merkezi yok ve herhangi bir ulus ekseninde dönmüyor… ABB, vatansız değil çok vatanlı bir şirkettir. Çokuluslu olmamız işlerimizin küresel olduğu anlamına gelmez. Elektrik ve hizmet alanında bir çok ülkede iyi iş yapıyoruz. Fakat bu işin pazar alanı, mesela Stuttgart bölgesi için sadece 20 km çapında bir alan… Bizim aynı zamanda sadece küresel olan işlerimiz vardır. Mesela bir yıl boyunca dünya çapında 15 kombine çevrim santrali ve 3 ila 4 yüksek gerilim santrali satılmaktadır. İşlerimizin çoğu ileri ölçüde yerel ve küresel kategoriler arasında yer almaktadır…”
Barnevik’in ifadesiyle, ‘ABB bir küresel işletme değil, güçlü bir koordinasyona sahip yerel işletmeler topluluğudur.” İşletmenin Zürih’teki genel müdürlüğünde sadece 200 kişi çalışmakta, satışların %90′ı İsviçre ve İsveç dışında gerçekleşmektedir. “İşletme sürekli büyümekte aynı zamanda da sürekli küçülmektedir. [xxxi]
Benzer şekilde, beyaz eşya üretici Whirlpool , 1987 yılında sadece Kuzey Amerika’da faaliyet gösteren bir kuruluş iken, bugün ABD, Avrupa ve Latin Amerika’da 10′dan fazla üretim merkezi ve Macaristan’dan Tayland’a 120′den fazla satış noktasıyla küresel bir işletmeye dönüşmüştür. Genel Müdür David Whitwam, hedeflerinin tüm dünya üzerinde tek bir örgüt gibi faaliyet göstermek olduğunu belirtmektedir. [xxxii]
“Pazar felsefemiz uzun vadeli kazanımlar için müşteri üzerinde yoğunlaşmıştır. Müşteri ihtiyaçlarının dikkatle incelenmesi ve titizlikle bunların karşılanması müşterilerin firmaya bağlılığını sağlayacaktır. Bir çok işletme, maliyet ve kalite faktörlerinde küresel avantaj kazanmakla başarılı olacaklarını sanıyorlar, ama bundan daha fazlası gerekmektedir.”
Küresel işletmelerde başarının yakalanması tüm örgütlerin küresel düşünmeye başlamasının sağlanmasıyla mümkündür.
“Küresel düşün, yerel hareket et sözünün anahtarı, sadece tepe yönetiminin değil tüm işletme örgütlerinin küresel düşünmelerini sağlamaktır. Bir çok işletme bu aşamaya asla gelmemiştir ve gelemeyecektir, çünkü yöneticileri ne yapacaklarını ve yapamayacaklarını anlamamaktadırlar.Bir tepe yönetici, zorla örgütünü küreselleşmenin başlangıç aşamasına getirebilir. İlk birkaç adımda yardımcı olabilir, ancak artık çalışanların kalan yola kendi ayakları üzerinde devam etmeleri gerekir. Son zamanlarda örgütlerde radikal düşünmeler oldu. Benim Whirlpool ‘daki ilk zamanlarımda Genel müdür koridorda dolaşırken kaçacak yer arardır. Eski disiplin ve hiyerarşi mantığına göre astlar kesinlikle üstlerinin kararlarını sorgulayamazdı. Çağdaş bir tepe yöneticinin gerçekten çalışanları dönüşümün gerekliliğine ikna etmesi gerekir.”
Çalışanların işletmenin sahipleri olduklarına inandırılmaları ve küresel bir örgüt oluşturmakla en fazla kazancı elde edecekleri yönünde ikna edilmeleri gerekmektedir. Bunu başarabilmenin yollarından biri, yani çalışanın kendini işletmenin sahibi gibi görmesinin sağlanması onlara daha fazla sorumluluk verilmesiyle mümkündür. Çalışanların iş yapan elleri yanında düşünen kafalarına da gereksinim vardır.
Küreselleşme yolunda başarılı olabilmek için şirket vizyonu ve uzun vadeli hedeflerin tüm çalışanlara duyulması gerekir. Ancak bundan sonra karşılıklı etkileşimi sağlayacak süreçlerin oluşturulmasına geçilebilir. Tek tek tüm çalışanlar bütünleşik bir şekilde işletmenin yönetilmesinin önemine inanmalıdır. Bunu sağlamak için onları gerçek sorunlarla karşı karşıya bırakmak gerekmektedir.
6.Küresel Paradoks
Küresel ekonomilerde dev işletmelerin hüküm sürdükleri ve bu durumun önümüzdeki dönemde devam edeceği görüşü yanıltıcı olabilir. Çünkü, günümüzdeki hızlı değişim küresel iş dünyasında her boyutta işletmeye çok değişik fırsatlar sunmaktadır. Müşteri tercihlerindeki değişim, küresel ürünlerin oluşması, teknolojideki gelişmeler, nakliyat, iletişim ve bilgi işlem alanındaki ilerlemeler küresel iş imkanlarını çeşitlendirmiş ve yakın zamana kadar başarılı görünen dev işletmeleri hantal yapılarını terk etmeye zorlamıştır.
John Naisbitt tarafından “Küresel Paradoks ” olarak adlandırılan bu duruma göre, dünya ekonomisi büyüdükçe en küçük oyuncuların gücü artacaktır. Yani, küresel ekonominin dinamik unsuru küçük işletmeler ve girişimleri olacaktır. Nitekim, ABB , AT&T , GE , Coca-Cola , British Petroleum gibi büyük şirketler ayakta kalmak için çözülüp çoğu özerk ünitelerden oluşan ağlar şeklinde yeni yapılar yaratmakta, işletmeler ayakta kalmak için bürokrasiyi parçalamak zorunda kalmaktadırlar. [xxxiii]
Mesela, bilişim sektörünün önde gelen işletmelerinden Hewlett Packard, dünya üzerinde yayılmış binlerce şubesini bir intranet aracılığıyla koordine etmektedir. Bu ağ üzerinde 100.000′den fazla kişisel bilgisayar ve yaklaşık 23.000 UNIX iş istasyonu mevcuttur. Böyle büyük ölçüde merkezkaç bir yapıya sahip olan HP, kurduğu iletişim ağıyla dağınık parçaları arasında işbirliği sağlayarak önemli bir esnekliğe ulaşmıştır [xxxiv] .
Naisbitt, söz konusu paradoksu güçlendiren en büyük etken olarak bilgi ve iletişim teknolojilerinin ilerlemesini göstermektedir. Ona göre telekomünikasyon, büyük küresel ekonomiyi yaratan ve aynı zamanda parçalarını küçültüp güçlendiren itici güçtür. Dünya ekonomisi büyüdükçe en küçük parçaların gücünün arttığı küresel paradoks içinde küresel iletişimin rolünü göz ardı etmek imkansızdır. [xxxv]
Nitekim, iletişim teknolojisinin girişimcilere açtığı fırsatlara bir örnek olarak Columbia Üniversite İktisat Profesörü ve iletişim uzmanı Eli Noam’ın anlattıkları gösterilebilir. Noam’ın bir üst lisans öğrencisi yakın zamanda kendi kurduğu işletmesiyle bugün 100.000′in üzerinde müşteriye sahiptir. Noam, büyük şirketlere karşı genç girişimcilerin önemli avantajlar kazandıklarına dikkat çekerek, bu tür hızlı büyüyen sektörlerde dev işletmelerin 25 yıllık tecrübelerinin çok da önemli olmadığını belirtmektedir. [xxxvi]
Bilişim teknolojisindeki ilerlemeler, özellikle internet gibi küresel ağların yaygınlaşması son yıllarda hacim olarak hiç de büyük olmayan işletmelerin hatta bireylerin bu ağları kullanarak büyümelerine imkan sağlamıştır. Nitekim, geçmişi sadece birkaç yıla dayanan Nestcape Communications Inc, 1998 yılında AOL tarafından satın alınana kadar internet ve bilişim teknolojileri yazılımı alanında sektör liderliğini sürdürmüştür. Her gün işletmenin California’daki merkezine ince ve esnek fiber optik kablolar aracılığıyla saniyede milyarlarca dijital bit bilgi akmaktadır. Bu bilgiler, çoğunlukla dünyanın dört bir taraftan Nestcape yazılımı karşılığı gelen ve günde binden fazla satışa tekabül eden kredi kart numaralarıdır. Bu kablolar Netscape çalışanlarınca “paranın aktığı yerler” olarak nitelendirmektedir. Online satışlar, Netscape’i tarihin en hızlı büyüyen yazılım firması haline gelmiştir. [xxxvii]
Bilişim Teknolojisinin ortaya çıkardığı diğer bir küresel işletme dünyanın dört bir yanına online kitap satan Amozon.com’dur. İnternet üzerinde faaliyet gösteren bir çok sanal kitapçının en meşhuru olan Amazon.com, milyonlarca kitap, CD ve elektronik eşyayı fiziki olarak bulundurmaksızın siparişleri karşılamaktadır. Dünyanın herhangi bir yerindeki internet kullanıcısı amazon.com web adresine ulaşarak interaktif olarak siparişini verebilmektedir. Amazon.Com şirketi, ABD’in en büyük kitap toptancılarının bulunduğu Seattle civarında kurulmuştur. Web sitesi, otomatik bir e-posta sistemiyle yeni çıkan kitapları ilgili müşterilerine duyurmaktadır. Amazon.Com’un satışları 1997’den itibaren her ay yaklaşık %30 artmaktadır. [xxxviii] İnternet teknolojisi olmaksızın böyle bir sistemin kurulması imkansızdır.
Küreselleşen dünyada en küçük birimlerin güç sahibi olma fırsatlarının artması ile ilgili benzeri birçok örnek bulmak mümkündür. Dünya ekonomisi büyükken küçük birimlerin gücü artmakta, büyük birimler ise küçülmeye çalışmaktadırlar. Sonuç olarak. Naisbitt, küresel ekonominin hakimlerinin çokuluslu şirketler olacağı fikrini bir yanılgı olarak görmekte, dünya ekonomisi büyüyüp açıldıkça küçük ve orta ölçekli işletmelerin etkisinin artacağını ileri sürmektedir. [xxxix]
- İşletme İle İlgili Genel Tanımlar-1
- Almanya’yla aramızdaki büyüklük farkını 3 kata indirdik
- TÜSİAD’dan ilginç tepki
- Ekonomi Sözlüğü
Henüz yorum yapılmamış
Henüz geribildirim yok
Almanya’yla aramızdaki büyüklük farkını 3 kata indirdik
yaklaşık 5 ay önce - Yorum yok
TÜRKİYE ekonomisi, Avrupa ekonomileri ile farkı kapatıyor. Avrupa ekonomisi içindeki payı artan Türkiye, gelişmiş Avrupa ülkeleri ile de arasındaki uçurumu da giderek daraltıyor. Bu durumu gözler önüne seren Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Ekim 2009 raporu tahminlerine göre, Türkiye’nin gayri safi milli hasılası 1992-2009 döneminde gayri safi yurt içi hasılasını (GSYH) cari fiyatlarla 330.3 milyar dolardan More >
TÜSİAD’dan ilginç tepki
yaklaşık 5 ay önce - Yorum yok
Derginin yeniden yayınlanmaya başlanması dolayısıyla TÜSİAD Yönetim Kurulu üyeleri,eski başkanları ve üyelerinin katılımıyla bir kokteyl düzenlendi. TÜSİAD’ın kokteylinden fotoğraflar Boyner, burada yaptığı konuşmada, derginin neredeyse TÜSİAD‘ın tarihiyle özdeş bir yayın organı olduğunu, 1973′de ceket cebine sığacak boyutta yayına başlayan derginin, 1992′de büyük boy olarak yayınlanmaya devam ettiğini hatırlattı. 1992′de Görüş Dergisi’nin büyük formatta yayınlanmaya başlandığında dönemin yönetimkurulu başkanı olarak More >
Ekonomi Sözlüğü
yaklaşık 5 ay önce - Yorum yok
A A TİPİ YATIRIM FONU: Hisse senedi ağırlıklı yatırım fonlaridir. Portföy değerinin en az yüzde 25′ini devamli olarak Türk şirketlerinin hisse senedi olarak tutmalari zorunludur. AÇIK PİYASA İŞLEMİ: Merkez Bankası’nın para değerinde kararlılık sağlamak amacı ile giriştiği piyasa işlemleridir. Piyasaya hazine bonosu ya da tahvil satarak para hacmini daraltabilir veya alım yaparak genişletebilir. AKTİF KARLILIK More >
İşletme İle İlgili Genel Tanımlar-1
yaklaşık 1 yıl önce - Yorum yok
1-Ekonomi: Eldeki kaynakların veya olanakların en iyi şekilde kullanımını araştıran bir bilim dalıdır. 2-Nedret kanununu açıklayınız: İhtiyaçlarımız fiili olarak sınırsızdır ya da tam olarak tatmin edilemezler. Oysa ekonomik kaynaklar sınırlıdır ya da kıttır.Bu durumda insanların ihtiyaçlarını karşılayacak olan kaynaklara verdiği önem derecesini Nedret (Kıtlık) Kanunu olarak ifade edebiliriz. Mesela hava ve su gibi kaynaklar bol More >